Tarih: 30.03.2020
Sayı: YMM-2020/49
Konu: İşverenin Korona Virüs Hastalığına (Kovid-19) Yakalanan İşçi Nedeniyle İle İş Kazası Bakımından Sorumlu Olabileceği
1- Giriş:
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkisini gösteren Yeni Korona Virüs Hastalığı (Kovid-19), hem gündelik hayatımızı hem de gündelik hayatımızın büyük bir kısmını oluşturan çalışma hayatımızı etkiledi ve etkilemeye de devam etmektedir. Hastalanmamak ve başkalarına hastalığı taşımamak için bireysel önlemlerimizi almamız, bu sorumluluğu taşımamız gerekmektedir. İşverenlerin ise bireysel sorumluluklarının yanı sıra işçilerinin de sağlıklarından sorumlu oldukları için sıradan bireylere nazaran yükümlülükleri daha fazla olmaktadır.
Bu bağlamda, Yargıtay’ın yakın tarihli kararı (Yargıtay Kararı-21. HD., E. 2018/5018 K. 2019/2931 T. 15.4.2019) dikkate alındığında, işverenin işçinin Korona Virüs Hastalığına yakalanması halinde iş kazası bakımından sorumlu olacağını söyleyebiliyoruz. İlgili kararda, H1N1 (domuz gribi) salgını sırasında Ukrayna’ya yük taşıyan tır şoförünün, domuz gribine yakalanmasını Yargıtay iş kazası olarak değerlendirmiş ve işvereni sorumlu tutmuştur.
2- İşveren, Sorumluluğuna Uygun Hareket Etmesi ve İşçilerin Sağlıklarını Gözetmesi İçin Neler Yapabilir?
a- İşyerinde Yapılması Gerekenler:
Hastalanma riskinin en aza indirilmesi için hem işyeri hijyeni hem de işçilerin hal ve hareketleri önem arz etmektedir. Bu kapsamda, işveren, iş ortamının hijyenini sağlamalı, işçilerin kullanacağı dezenfektanları hazır bulundurmalı, gerekli durumlarda maske(“tekrar kullanılamaz” anlamına gelen “NR” işareti bulunan maskeler) tedarik etmeli, yurt dışı seyahatleri ertelemeli veya gerekli karantina önlemini almalı, işçileri konuya ilişkin bilgilendirmeli ve işyeri hekimi kanalıyla işçileri gözetim altında tutmalıdır.
Gerekli önlemleri almayan işveren, işyerinde Korona Virüse yakalanan işçilere karşı, iş kazası bakımından sorumlu olacaktır. Öte yandan da işverenin gerekli önlemleri almaması, işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshi için temel oluşturabilecektir.
b- Uzaktan Çalışmaya Geçilebilir:
Uzaktan çalışma, 4857 sayılı Kanunun 14. Maddesinde; “İşçinin, işveren tarafından oluşturulan iş organizasyonu kapsamında iş görme edimini evinde ya da teknolojik iletişim araçları ile işyeri dışında yerine getirmesi esasına dayalı ve yazılı olarak kurulan iş ilişkisi” olarak tanımlanmıştır.
İş mevzuatımızda da yasal dayanağı olan uzaktan çalışma, kalabalık ortamlardan uzak durmayı gerektiren bugünlerde de tercih edilebilir. Pek tabi uzaktan çalışma kararı alan işveren, bu kararı sayesinde işçinin sağlığına ilişkin sorumluluktan kurtulamayacaktır.
Uzaktan çalışma yapılabilmesi için işçinin açık rızası şartı aranmaktadır. Geçici süreyle uzaktan çalışmaya karar veren işveren, uzaktan çalışmanın kurallarını belirlemeli, gerekli düzenlemeleri işçiye sağlamalı, işçinin sağlığı konusunda onu bilgilendirmeli ve yönlendirmelidir.
c- İşçiler Ücretli İzne Çıkartılabilir:
İş ortamındaki kalabalığın önüne geçmek için işverenler işçileri ücretli izne çıkartabilir. Bunun için işçilerin onayının alınmasına gerek bulunmamaktadır. İşçinin ücretli izne çıkmak istemesi halinde ise bu talebini bir ay önceden işverene bildirmesi ve işverenin bu talebe onay vermesi gerekmektedir.
d- İşçiler ücretsiz izne çıkartılabilir:
İş ortamında kalabalığın azaltılması için izlenebilecek yollardan biri de işçinin ücretsiz izne çıkartılmasıdır. Bunun için işveren ücretsiz izne çıkartma teklifini işçiye iletmeli, işçi de 6 gün içerisinde buna yazılı onay vermelidir. İşçinin onayı olmadan işveren tarafından ücretsiz izne çıkartılması halinde işçi, sözleşmeyi 4857 sayılı kanunun 24. maddesi uyarınca feshetme ve feshe bağlı kıdem tazminatı talep etme hakkına sahip olacaktır.
e- Zorunlu Yıllık İzin Uygulaması:
03.03.2004 tarih 25391 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği‘nin 10. maddesi uyarınca, işveren veya işveren vekili Nisan ayı başı ile Ekim ayı sonu arasındaki süre içinde, işçilerin tümünü veya bir kısmını kapsayan toplu izin uygulayabilir. Zorunlu yıllık izne çıkarmanın toplu izin şeklinde yapılabilmesi için işverenin, Nisan – Ekim ayları arasında bu yetkisini kullanması zorunlu hale gelmiştir.
İş yerinde üretimin ve işleyişin önemli ölçüde azalması veya durması durumunda dahi anılan bu yönetmelik uyarınca işçilerin toplu izne çıkarılması yılın belirli dönemleriyle sınırlandırılmıştır. Bu yüzden mart ayında toplu izin kullandırılması imkanı bulunmamaktadır.
f- Kısa çalışma uygulamasına geçilebilir
Salgın hastalık, mevzuatta kısa çalışma uygulamasına geçilmesi için öngörülen sebeplerden biridir. Kısa çalışma uygulamasına geçilerek, sigortalılara çalışamadıkları dönem için gelir desteği sağlanabilir.
Genel ekonomik, sektörel, bölgesel kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak en az üçte bir oranında azaltılması veya süreklilik koşulu aranmaksızın işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen en az dört hafta süreyle durdurulması hallerinde, işveren İŞKUR’a başvurarak, işyerinde üç ayı aşmamak üzere (Cumhurbaşkanı kararıyla 6 aya kadar çıkartılabilir) sigortalılara çalışamadıkları dönem için gelir desteği sağlanmasını talep edebilir. Kısa çalışma kapsamında, işçilere kısa çalışma ödeneği ödenmesi ve Genel Sağlık Sigortası primleri ödenmesi hizmetleri sağlanmaktadır.
3- Sonuç:
Sonuç olarak, öncelikle işçilerin sağlıklarının gözetilmesi ve sonrasında da işverenin karşılaşacağı riski bertaraf edebilmesi için işverenin sorumluluğunu dikkatli bir şekilde yerine getirmesi gerekmektedir.
Saygılarımızla,
Yargıtay Kararı – 21. HD., E. 2018/5018 K. 2019/2931 T. 15.4.2019
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, murisi …’un, 26/12/2009 tarihinde iş kazası sonucu öldüğünün tespitine, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı ile davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.
K A R A R
Davacılar; murislerinin iş kazası sonucu vefat ettiğinin tespitini istemişlerdir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacılar murisinin davalı şirkette 01.05.1996 tarihinden itibaren tır şoförü olarak çalıştığı, murisin en son 26.11.2009 tarihinde … Limanı’ndan çıkış yapıp Ukrayna’ya gittiği, yine aynı limandan 11.12.2009 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptığı, işyerinin bulunduğu Trabzon iline dönerken kendisini iyi hissetmediği için …Devlet Hastanesi’ne 13.12.2009 tarihinde müracaat ettiği ve söz konusu hastanede muayene edilerek raporun tanı kısmına; “ akut üst solunum yolu enfeksiyonu, tanımlanmamış ” yazıldığı, murise iğne yapılıp ilaç verildiği, daha sonra murisin Trabzon iline gittiği, 15.12.2009 tarihinde ise işveren tarafından yine Ukrayna’ya gitmek üzere görevlendirildiği, ancak Çarşamba ilçesinde trafik kazası geçirdiği ve bu kaza nedeni ile götürüldüğü Çarşamba Devlet Hastanesi’nde muayene edildiği, düzenlenen raporda; trafik kazası nedeni ile başvuran murisin tüm bulgularının normal olduğunun belirtildiği, ancak murise “ devaljin ampul” isimli ilaç verildiği, kazadan sonra murisin tekrar Trabzon iline döndüğü ve iki gün sonra 17.12.2009 tarihinde KTÜ … Hastanesi’ne “ bir haftadır öksürük, balgam, halsizlik, 2 gündür 40 derece ateş ” şikayetleri ile başvurduğu, hastane tarafından H1N1 ( domuz gribi ), pnömani ( zatürre ) ve ARDS ( akut solunum sıkıntısı sendromu ) tanısıyla tedavi altına alındığı, on gün yoğun bakımda kaldıktan sonra 26.12.2009 tarihinde vefat ettiği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişi tarafından düzenlenen raporda; murisin 15.12.2009 tarihinde geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun, ancak 26.12.2009 tarihinde vefat etmesi sonucu hastane raporunda ölüm tanısı olarak H1N1 ( domuz gribi ) pnömoni,akut böbrek yetmezliği…belirtilmesi nedeni ile ölümünün geçirmiş olduğu iş kazası ile ilişkilendirilemeyeceğinin belirtildiği, Adli Tıp Kurumu … Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 16.04.2014 tarihli raporunda; murisin ölümünün H1N1 ( domuz gribi) enfeksiyonu ve gelişen komplikasyonlarından meydana gelmiş olduğu, 13.12.2009 tarihinde …Devlet Hastanesi’ne başvurusundaki şikayetlerin H1N1 enfeksiyonunun başlangıç belirtileri olabileceğinin, H1N1 virüsünün kuluçka süresinin 1-4 gün arasında değiştiğinin, 13.12.2009 tarihindeki şikayetlerin hastalığın başlangıç belirtileri olduğu taktirde H1N1 enfeksiyonunun bulaşımının 13.12.2009 tarihinden önceki 1-4 günlük zaman dilimi içerisinde gerçekleşmiş olacağının, 15.12.2009 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hastalığın etkisi olduğunu gösterir tıbbi bulgu olmadığının bildirildiği, Adli Tıp Genel Kurulu’nun 26.03.2015 tarihli raporunda da; Birinci İhtisas Kurulu gibi görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Kanunun 13. maddesinde iş kazasının unsurları;
a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
b)İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
d) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özüre uğratan olay…” olarak belirtilmiştir.
Açıklanan madde hükmüne göre, iş kazası; maddede sayılı olarak belirtilmiş hal ve durumlardan herhangi birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen veya ruhen zarara uğratan olaydır.
Yasada iş kazası, sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olay olarak tanımlandığından, olayın etkilerinin bir süre devam ederek zaman içinde artması ve buna bağlı olarak sonucun daha sonra gerçekleşmesi mümkündür. Yani,iş kazası ani bir olay şeklinde ortaya çıkıp ,buna bağlı olarak zarar, derhal gerçekleşebileceği gibi, gazdan zehirlenme olayında olduğu şekilde etkileri daha sonra da ortaya çıkabilir. Sonradan oluşan zarar ile olay arasında uygun illiyet bağı bulunması koşuluyla olay iş kazası kabul edilmelidir.
Yasanın iş kazasını sigortalıyı zarara uğratan olay biçiminde nitelendirmiş olması illiyet (nedensellik) bağını iş kazasının bir unsuru olarak ele almayı gerektirmiştir. Ne var ki, burada aranan “uygun illiyet (nedensellik) bağı” olup, bu da yasanın aradığı hal ve durumlardan herhangi birinde gerçekleşme olgusu ile sonucun birbiriyle örtüşmesi olarak anlaşılmalı, yasada olmadığı halde, herhangi başkaca kısıtlayıcı bir koşulun varlığı aranmamalıdır.
Kısacası; anılan yasal düzenleme, sosyal güvenlik hukuku ilkeleri içinde değerlendirilmeli; maddede yer alan herhangi bir hale uygunluk varsa zararlandırıcı sigorta olayının kaynağının işçi olup olmaması ya da ortaya çıkmasındaki diğer etkenlerin değerlendirilmesinde dar bir yoruma gidilmemelidir. (HGK 2009/21-400 Esas,432 Karar )
Somut olayda,tır şoförü olan davacı murisinin 26.11.2009 tarihinde davalı işveren tarafından Ukrayna’ya sefere gönderildiği,11.12.2009 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptığı,Adli Tıp Kurumu raporunda, H1N1 virüsünün kuluçka süresinin 1-4 gün arasında değiştiği, murisin 13.12.2009 tarihli hastaneye başvurusunda belirttiği şikayetlerin hastalığın başlangıç belirtileri olduğu taktirde hastalığın bulaşmasının bu tarihten 1-4 gün öncesinde gerçekleşmiş olacağının bildirildiği,buna göre davacı murisinin, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle Ukrayna’ya yapılan sefer sırasında bulaştığı yukarıda belirtilen rapor kapsamından anlaşılan H1N1 virüsüne bağlı olarak, daha sonra meydana gelen ölümünün iş kazası olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır.
O halde, davacı ve davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 15/04/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi.
Dosyadaki yazılara, hükmün yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre kararın onanması düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluk görüşüne katılamamaktayım.

